Kelebek -siz hangisisiniz?-

Filmde verilen bir mesaj çok çarpıcı; “dünyanın kaderini değiştirmek için illa terörist mi olmak gerekiyor?

Öncelikle belirtmem gerekirse; komplo teorilerine kapalı olsanız dahi bu filme gidin! Çünkü bu film yaşanmış bir öykünün sinemaya uyarlanmış hâli! Film hakkında yorumumu yazmadan önce bir kez daha tekrarlamak istiyorum; bu film izlenmeli. Üstelik ne filme harcanan 2 milyon dolar ne de kadrosundaki oyuncular ne de yönetmeni için gidin. Bu filme kendiniz için gidin yani kendinize bir iyilik yapın ve düşünmenizi sağlayacak bu yapıtı kaçırmayın. Ben sizlere düşünmenin iyiliğini yine filmden bir enstantane ile anlatmak isterim;”kötü düşünmek dahi kötü şeyler yapmaktan iyidir!”

Can sıkıntısından arkadaşla beraber kendimizi kapısında bulduğumuz sinemada film seçmek hiç zor olmadı çünkü girişte de yazdığım “dünyanın kaderini değiştirmek için terörist mi olmak gerekiyor” sözü bana yetti. Bu oldukça uzun filmi izleyeli henüz bir saat olmadığı bu an beynimdeki düşünce fırtınasından ötürü son derece memnunum ayrıca rahatlıkla “iyi ki de bu filmi seçmişim” diyebilirim.

Film hakkında birçok gazete, televizyon ve internet sitesinde habere rastlamış olmanız mümkün bu yüzden ben bilindik tarz ile filmi anlatmak yerine kendi özgün düşüncelerimi yazmak istiyorum.

Film 11 Eylülde ikiz kuleleri hedef alan terör saldırılarını ana tema alarak, hangi milletten yahut dinden olursa olsun tüm terör mağdurlarının yanında olmak adına büyük bir iş başarmış. Filmin ana konusu dünyanın kaderini değiştirmek için terörist yahut teröre ve insan dışı hareketlere karşı duran bir insan olmak arasındaki farkı bizlere anlatmaya çalışıyor. Kimi zaman terörist, kimi zaman da hayatta ümitleri ve ümitlileri olan bir genci canlandıran başrol oyuncusunun seçtiği yola göre ulaştığı sonuç bizlerinde mantıksal olarak ulaştığımız sonuçtan başkası değil. Yani duygusal olarak tutturamadığımız “kıssas” dengesi, mantıksal olarak doğruları belki de bir şamar gibi yüzümüze çarpıyor.

Maalesef bu doğru dediğim o kadar çok sahne var ki… Maalesef bunda benim de suçum var ve üstelik bu suçu kendime dahi itiraf edemiyorum dediğim çok şey var. Mevlana’nın şemsten öğrendiği “dünyada üşüyen tek insan dahi varsa senin ısınmaya hakkın yoktur” düsturu ne kadar ruha dokunan ve ne kadar vicdan uyarıcı bir sözdür sinema salonunda anladım. Öyle ki filme verilen arada yerime mıhlanmış bir şekilde hiç hareket etmediğimi şimdi anımsıyorum. Kolaycılığa ve suçu başkasına yüklemede üzerimize var mıdır bilmiyorum ama anladım ki biz dünyada yaşanan her acıya, katliama, ahlaksızlığa bir şekilde bir bahane buluyor ve “bu hafta sonu brunch keyfi için nereyi seçmeliyim” modundaki hayatımıza olanca hızıyla devam ediyoruz ta ki o acılardan biri gelip de bizi bulana kadar. Acılar bizi bulursa belki birazcık silkeleniyoruz ancak bizim evimize ateş düşmediği müddetçe ateşin varlığını dahi bir müddet sonra hissetmiyoruz.

Bir kez daha söylemek isterim ki bu filme gitmelisiniz uzunluğunu bahane ederek yarısında bırakmamalı ve sonuna kadar izlemelisiniz. Sıkılmadan bıkmadan izlemelisiniz. Bu filmde oynayan bizleriz ve bizim bu derece içinde olduğumuz başka bir film şimdiye kadar izlemedim! Gidin ve kendinizi izleyin.

 

CoolKul

Sizler için filmin fragmanını ve bazı karelerini buraya alıyorum umarım filmi izledikten sonra gelir izlenimlerinizi bana da anlatırsınız.

Filmden kareler:

 
 

 

Fragman:

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply