Irkçılık Sorunsalı
23 Ekim Pazar günü Van’ı sarsan Van ile birlikte Millet olarak hepimizi yıkan bir deprem yaşadık. Bu deprem ile birlikte ülkemizin sinirleri oldukça bozuldu. Her gün enkaz görüntüleri, ölü ve yaralı haberleri, depremzedelerin çektiği sıkıntılar ve karşı karşıya kaldıkları imkânsızlıklar yüzünden epeyce gergin günler geçirdik. Aslında gerginliğimizi katlayan depremden hemen önce gündemimizi meşgul eden şehit haberleriydi ve ülke olarak üst üste aldığımız kötü haberlerin şokunu yaşadık.
Depremin hemen başından başlayarak ülkemiz insanları gayri resmi bir seferberlik ilan ederek yaraları sarmak için olağanüstü bir çaba gösterdi. Ülkenin hemen her ilinden vatandaşlarımız ellerinden gelen her türlü yardımı gösterdi. Gerek ayni gerekse nakdi yardımlar için toplumun büyük bir kesimi seferber oldu. Bu gerçekten millet olarak kardeşliğin pekişmesi adına çok güzel ve olması gereken davranışlardı.
Bütün bu güzelliklerin yanında ortaya çıkan parazitler ise ideolojik ve etnik faşizanlığını elden geldiğince ortaya döktüler;
Bir tarafta olayı devlet-terör çatışmasına dayandırıp “oh” çeken Türk kimlikli faşistler öte yandan kara propaganda fısıltılarını yaygınlaştırıp milletin aklını yalanlarla doldurmak isteyen Kürt faşistler. Öyle sözler saçıldı ki ortaya; biran durup tedirgin duygularla “nereye gidiyoruz” sorusu irdelenir oldu.
Bir tarafın tuzu kuruları “polise taş atıp sonra da polisten yardım isteyeceksin” genellemesi yaptı. Öte tarafın düşmanlık vampirleri “postadan taş ve hakaret mektupları geliyor” yaygaraları kopardı.
Bu olayda küçük çaplı çapsızlıkların iki büyük millete mal edilmesi mümkün olmadığı halde “sineğin cürümü” babında mide bulantıları yaşadık. Her ne kadar büyük çoğunluk bu tarz ırkçı söylemlere pirim vermemiş olsa da yaşanılan “yeis” durumu atlatıldıktan hemen sonra halkın bir kısmı “ırk” temelinden yola çıkarak bir menzile ulaşmanın mümkün olmadığını gördü.
Her ne kadar “ırkçılık” çağımızın önemli bir hastalığı ciddi bir “sorunsalı” olsa da bir taraftan düşmanlığı körükleyip öte yandan “barış” sözcüğünü diline pelesenk edip bu kavramın içini boşaltan zümrelere karşı “bir yanımızı” vuran felaket ile “et ile tırnak” kavramının içi daha da dolmuş oldu.
Bu yazımı beğendiyseniz, RSS ile yeni yazılarımdan haberdar olabilirsiniz. Gmail hesabınız varsa tüm beğendiğiniz siteler için Google Reader kullanabilirsiniz.
RSS