Dersimiz Dersim
Mel Gibson’un Cesur Yürek isimli yapıtının başlangıcında şöyle bir söz geçer; “Biliyorum İngiliz tarihçileri beni yalanlayacaktır ancak tarihi zaten yalancılar yazar”
Dersim hakkında gereksiz laf kalabalığı yapıp sizleri yormak istemem. Olan olmuş, ölen ölmüş, ölenlerin torunları nerede saf tutacaklarına çoktan karar vermiş. Ancak yine de mantık sınırlarını zorlayan pişkin resmi tarihimizin bize söylediği yalanlardan birinin gün yüzüne çıkıyor olmasına suskun bir şekilde seyirci kalamam.
CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün açıklamaları yeri yerinden oynattı. Zira mensubu olduğu partiyi oldukça zor durumda bırakan bir açıklamaydı. Hüseyin Aygün öyle işkembeden konuşan biri de değil üstelik. Hem Dersim’li, hem “Dersim 1938” hakkında önemli belge ve bilgileri barındıran araştırmaların sahibi hem de mevcut genel başkanının yakın akrabası.
Eğri oturmadan da doğru konuşabiliriz; eğer mevzu bahis katliam Atatürk’ün bireysel ideolojisine ve düşüncesine en yakın “Allahsız Alevilik” düşüncesi taşıyan “Kızılbaş” olarak nitelendirilen halka karşı yapılmamış olsaydı bu operasyonun “gerici bir isyanı bastırma” olduğu ders kitaplarımızda bizlere sunulacaktı. Başkaldıranlar ateistliğe en yakın fikri taşıyan Kürtler olmasaydı örneğin Seyit Rıza yaşantısıyla da “seyit” olabilseydi tıpkı Şeyh Said isyanının günümüze yansıdığı şekilde bize empoze edilirdi. Biz de yapılan katliamın “çıban kesme” olduğuna inanır ve son derece mutlu olurduk. Ancak gelin görün ki Alevilerin sistem açısından artık tehlike oluşturmadığı günümüzde tek çıkar yolu “Sonradan Adnan Menderes’in adamı olan Celal Bayar’ın marifeti ile katliam oldu, Atatürk’ün bundan çok geç haberi oldu” demektir.
Mantıken düşünürsek 74 yıl önceki yönetimin günahlarını mevcut yönetimin inkar etmesi çok gülünç kaçabilir ancak CHP için bu pek de kolay bir seçenek olmasa gerek. Zira bütün varlık nedenini ilkelerine adadığı ve parti ambleminde birer okla simgelediği Atatürk’ün “ismet” sıfatına sahip olmadığı ortaya çıkınca rotasını yitirmiş gemiden farksız kalır. Atatürk’ün hatasız bir varlık olmadığını kabul edip “evet katliamdan Atatürk’ün haberi vardı ve son kararı da o verdi” dese zaten bir avuç kalmış tabanını da kaybetme tehlikesi var. Ancak CHP için mirasından beslendiği, nutuklarıyla politika oluşturduğu, her muhalif pozisyonu dünya görüşünün mihengiyle belirlediği Atatürk’ün hatalı olduğunu kabul etmek deveye kol bastı oynatmaktan da zor.
Hüseyin Aygün’e kızanlara göre ülkede yapılan önemli bir operasyondan dönemin Cumhurbaşkanı’nın haberi olmayabilirdi, operasyon onun isteği dışında gerçekleşebilirdi. Hatta bu operasyona Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen hatıralarında(1) “Bizim filo Dersim’e hareket ettikten sonra Atatürk yanındakilerle birlikte büyük boşlukta bizi kaybolana kadar izlemiş” yazsa bile bu bir şey ifade etmezdi. Celal Bayar’ın hatıraları yalan ve uydurmadan ibaretti. Atatürk Dersim mebusu Diyap ağa ile çok samimi idi,(2) Diyap ağanın Seyit Rıza’ya kızını vermiş olması bir şeyi kanıtlamazdı.
Seyit Rıza’nın barışa yanaşmadığını hiçbir şekilde uzlaşmacı bir kişiliğe sahip olmadığını yazan resmi tarih; aynı Seyit Rıza’nın Erzincan’da barış görüşmelerine giderken pusu kurulup yakalandığını gizleyip yerine “çetin kış şartlarında dağda yaşayamayacağını anlayan Diyap ağa teslim olmuştur” yazabilir tabii ki.
Bu yazıyı çok uzatabilirim ama ben başa dönmek istiyorum; Okullarda bize anlatılan tarih resmi tarihten ibaret. Mesela Osmanlı’nın üç kıtaya hükmetmesini övünç kaynağı sayan resmi tarihimiz aynı Osmanlı’nın gaflet, dalalet ve hatta hıyanetini gözümüze, gözümüze sokar. Atatürk’ün tanrısal güçlerine de sürekli atıfta bulunur. Somut değil soyut bir tarih dayatılır, bireylerin neyi öğrenmesi gerektiğine sistem karar verir ve kişilerin fikri yapılarını kendi çarklarına göre dizayn eder.
Sözüm ona Menemen isyanı da Şeyh Said isyanı da Dersim isyanı da sadece suçluların cezalandırıldığı ve temelde genç cumhuriyetimizin yıkılma tehlikesi atlattığı gerici bölücü ayaklanmalardan ibarettir. İslam Şeriatçısı(!) Menemenli Yahudi bakkal da günahsız, fikirsiz Dersim’li çocuk da, Sırf Şeyh Said’e selam verdiği için öldürülen insanlar da resmi tarihte anılmayacak kadar küçük teferruatlardır.
Biliyorum resmi tarihçiler beni de yalanlayacaklar ancak resmi tarihin A dan Z ye yalanladığı yeni bir tarih yazılmalıdır.
Cool Kul
Bu yazımı beğendiyseniz, RSS ile yeni yazılarımdan haberdar olabilirsiniz. Gmail hesabınız varsa tüm beğendiğiniz siteler için Google Reader kullanabilirsiniz.
RSS