‘Sinema - Dizi’ kategorisi için Arşiv

İki Dil Bir Bavul

Perşembe, 12 Kasım 2009

Filmi vizyona girmeden önce almış olduğu ödül vesilesi ile gazetede çıkan haberlerden tanıdım. Fragmanını izledikten sonra da “tamam uzun süredir sinemaya gitmeme alışkanlığımı bozabileceğim bir film” diye nitelendirdim. Bu akşam (11 Kasım 2009 akşamı) yanıma arkadaşı da alarak sinemaya gittim ve filmi izledim.

Öncelikle filmin atrılarına değinmek istiyorum;

  1. Film gerçekten güzel düşünülmüş,
  2. İyi ve realiteye uygun bir konusu var,
  3. Filmin akışı genellikle iyi,
  4. Oldukça doğal. Kendinizi orada yani filmin çekildiği yerde hissediyorsunuz,
  5. Nuri Ceylan’ın tavsiyesi var. (tabi bu faktör sayılmayabilir.)

Bana göre teorik olarak bu maddeler sıralanabilir. Gerçekten filmi çok gerçekçi buldum belki bunda o bölgelere tanıklık etmiş olmam önemli rol oynadı ancak “hayatın ta kendisi” diyebilirim. Günlük yaşayış açısından hiçbir abartı yok. Konusu oldukça gerçeçi ve film bazı yerlerde kopsada genellikle akıcı. Mesela öğretmenin hayatını izleyiciye aktarmak için arada yapılan telefon konuşmaları yerine senaryolar biraz daha zenginleştirilebilirdi

Filmin negatif yanları ise;

  1. Görüntü ve ses kalitesi oldukça zayıf,
  2. Filmde dil bilmeme olayı fazlaca abartılmış,
  3. Bazı çekim hataları var,
  4. Kadro çok yeterli değil

Sıradan bir vatandaş olarak film hakkında bu eleştirileri yapabilirim ancak hem yönetmenin ilk filmi olması, hem çok mütevazi bir bütçe ile çekilmesi hem de filmin temelindeki oyuncunun dahi profesyonel bir oyuncu olmaması faktörünü göz önüne aldığım zaman bu eleştirilerin yerini takdir ve hayranlık alıyor.

Umarım daha iyi bütçelerle buna benzer “gerçek hayatın ta kendisi” filmlerle bu işi yapmaya devam ederler.

Gidin ve bu filmi izleyin. Hariçten gazel okuyanların nasıl bir hayattan bi haber olduklarını daha iyi anlayın. Çünkü hayat sırça köşklerde oturup “güneşin dışında başka birşeyin olmadığı” yerler hakkında ahkam kesenlere sağlamına bir sille vuracaktır.

Filmin Fragmanı:

Kurtlar Vadisi Pusu Kurdun ağzına düştü!

Salı, 07 Temmuz 2009

Bugün haber sitelerinden öğrendim haberi; Kurtlar Vadisi Pusu yeni sezonunda artık Star TV ekranlarında yayınlanacakmış. Tabii ki Kurtlar Vadisi “ticari” bir proje ve tabii ki en çok parayı veren düdüğü çalacaktır. Ancak ben başka bir boyuta dikkat çekmek istiyorum:

Dizi içindeki karakterlerden biri daha önce bir çok paylaşım sitesinde “Aydın Doğan” olarak lanse edildi. Hatta bunun için video yapanlarına bile rastladım. Kurtlar Vadisini bir diziden çok her olayı önceden gösteren bir müneccim olarak göre vatandaşlarımız diziyi Polat’ın düşmanlarından birinin kanalında izlerken nasıl bir hisse kapılacaklar merak ediyorum…

Doğrusu Taraf gazetesi tarafından yayınlanan “irtica ile eylem planı” her ne kadar yalanlanmış olsa da gözden düşürülecek diziler listesinde en üst sırada Kurtlar Vadisi Pusu’nun gelmesi heyecanlı “komplo teorisyen”lerimizi ve hatta beni bile diziye karşı sempati arttırmaya zorlamıştır ancak yine de Star TV de nasıl bir Kurtlar Vadisi izleyeceğim hususunda çok meraklıyım…

Kelebek -siz hangisisiniz?-

Cuma, 08 Mayıs 2009

Filmde verilen bir mesaj çok çarpıcı; “dünyanın kaderini değiştirmek için illa terörist mi olmak gerekiyor?

Öncelikle belirtmem gerekirse; komplo teorilerine kapalı olsanız dahi bu filme gidin! Çünkü bu film yaşanmış bir öykünün sinemaya uyarlanmış hâli! Film hakkında yorumumu yazmadan önce bir kez daha tekrarlamak istiyorum; bu film izlenmeli. Üstelik ne filme harcanan 2 milyon dolar ne de kadrosundaki oyuncular ne de yönetmeni için gidin. Bu filme kendiniz için gidin yani kendinize bir iyilik yapın ve düşünmenizi sağlayacak bu yapıtı kaçırmayın. Ben sizlere düşünmenin iyiliğini yine filmden bir enstantane ile anlatmak isterim;”kötü düşünmek dahi kötü şeyler yapmaktan iyidir!”

Can sıkıntısından arkadaşla beraber kendimizi kapısında bulduğumuz sinemada film seçmek hiç zor olmadı çünkü girişte de yazdığım “dünyanın kaderini değiştirmek için terörist mi olmak gerekiyor” sözü bana yetti. Bu oldukça uzun filmi izleyeli henüz bir saat olmadığı bu an beynimdeki düşünce fırtınasından ötürü son derece memnunum ayrıca rahatlıkla “iyi ki de bu filmi seçmişim” diyebilirim.

Film hakkında birçok gazete, televizyon ve internet sitesinde habere rastlamış olmanız mümkün bu yüzden ben bilindik tarz ile filmi anlatmak yerine kendi özgün düşüncelerimi yazmak istiyorum.

Film 11 Eylülde ikiz kuleleri hedef alan terör saldırılarını ana tema alarak, hangi milletten yahut dinden olursa olsun tüm terör mağdurlarının yanında olmak adına büyük bir iş başarmış. Filmin ana konusu dünyanın kaderini değiştirmek için terörist yahut teröre ve insan dışı hareketlere karşı duran bir insan olmak arasındaki farkı bizlere anlatmaya çalışıyor. Kimi zaman terörist, kimi zaman da hayatta ümitleri ve ümitlileri olan bir genci canlandıran başrol oyuncusunun seçtiği yola göre ulaştığı sonuç bizlerinde mantıksal olarak ulaştığımız sonuçtan başkası değil. Yani duygusal olarak tutturamadığımız “kıssas” dengesi, mantıksal olarak doğruları belki de bir şamar gibi yüzümüze çarpıyor.

Maalesef bu doğru dediğim o kadar çok sahne var ki… Maalesef bunda benim de suçum var ve üstelik bu suçu kendime dahi itiraf edemiyorum dediğim çok şey var. Mevlana’nın şemsten öğrendiği “dünyada üşüyen tek insan dahi varsa senin ısınmaya hakkın yoktur” düsturu ne kadar ruha dokunan ve ne kadar vicdan uyarıcı bir sözdür sinema salonunda anladım. Öyle ki filme verilen arada yerime mıhlanmış bir şekilde hiç hareket etmediğimi şimdi anımsıyorum. Kolaycılığa ve suçu başkasına yüklemede üzerimize var mıdır bilmiyorum ama anladım ki biz dünyada yaşanan her acıya, katliama, ahlaksızlığa bir şekilde bir bahane buluyor ve “bu hafta sonu brunch keyfi için nereyi seçmeliyim” modundaki hayatımıza olanca hızıyla devam ediyoruz ta ki o acılardan biri gelip de bizi bulana kadar. Acılar bizi bulursa belki birazcık silkeleniyoruz ancak bizim evimize ateş düşmediği müddetçe ateşin varlığını dahi bir müddet sonra hissetmiyoruz.

Bir kez daha söylemek isterim ki bu filme gitmelisiniz uzunluğunu bahane ederek yarısında bırakmamalı ve sonuna kadar izlemelisiniz. Sıkılmadan bıkmadan izlemelisiniz. Bu filmde oynayan bizleriz ve bizim bu derece içinde olduğumuz başka bir film şimdiye kadar izlemedim! Gidin ve kendinizi izleyin.

 

CoolKul

Sizler için filmin fragmanını ve bazı karelerini buraya alıyorum umarım filmi izledikten sonra gelir izlenimlerinizi bana da anlatırsınız.

Filmden kareler:

 
 

 

Fragman:

Buz Devri (Ice Age) 3 Geliyor

Çarşamba, 22 Nisan 2009

Müjde! Buz devri serisinin 3. filmi yolda! Doğrusu bu 3D film hakkında daha fazla bilgi almak için girdiğim bir sitede “büyüklerle küçükleri buluşturan yapıt” yorumu çok hoşuma gitti. Gerçekten de 52 yaşındaki babamla da 9 yaşındaki kardeşimle de rahatlıkla izleyebildiğim ve aynı sahnelerde aynı duyguları hissettiğim bir animasyon filmi bu!

Şimdiye kadar izleyici ile buluşan ICE AGE ve ICE AGE 2 serisinin üçüncüsünün de geliyor olması ciddi bir heyecan kaynağı. Her ne kadar serinin ilk filmini ikincisinden daha çok beğenmiş olsam da üçüncü filmi de sabırsızlıkla bekliyorum.

1 Temmuz’da Türkiye’de olacak filmi bu sefer DVD den değil sinemadan izleme niyetindeyim. Umarım film altyazılı değil de Türkçe dublajlı olur -ki Türkiye’deki cast ekibi gerçekten çok çok başarılı bir ekip. O kadar ki animasyonun bir Türk yapımı olduğu bile sanılıyor.

Sözü fazla uzatmaya gerek yok işte tam ismi ‘Ice Age 3 - Dawn of the Dinosaurs‘  olan ve 1 Temmuz’da Beyaz perdede olacak filmin filmin fragmanı:

Ve afiş:

Ice Age 3 - Ice Age: Dawn of the Dinosaurs

Güneşi görebilmek

Çarşamba, 15 Nisan 2009
Son sözü ilk önce söylemem gerekirse;
Mahsun Kırmızıgül‘ün “Beyaz Melek” filminden sonra ikinci kere yönetmen kisvesi ile karşımıza çıktığı “Güneşi Gördüm” filmi gerçekten izlenmeye değer bir film.

İğrençliklerin ve magandalığın komedi film görüntüsü ile çok fazla prim yapıp gişe rekorları kırdığı ülkemizde bu film ne kadar benimsenir bilemem ancak hem içerdiği mesaj hem de prodüksiyon kalitesi ile “Güneşi Gördüm” gerçekten iyi bir film.

Film’i 13 Mart akşamı izledim. Ana fikir o kadar güzel ki… Bugün film oyuncularından Altan Erkekli‘nin Zaman gazetesi Cumaartesi ekinde çıkan söyleşisinde bir cümleye dikkat çekmek istiyorum;

Diyor ki Altan Erkekli; “Önyargısız izleyen herkes mutlaka önemli dersler çıkaracaktır.” Aynen katılıyorum…

Film yıllardır kanayan yaramız olan terör sorununa bağlı olarak “zorunlu göç” ve doğulu ailelerin düştüğü ikilemi anlatıyor.

gunesi_gordum_o_converted

Örneğin filmde bir evladı asker bir evladı terörist bir evladı da tarlada mayına basıp bir bacağını kaybeden babanın dramı var… Örneğin silah sesi ile yatağından fırlayan bir köyün dramı var… Örneğin terhisine çok az kalmış ve eşi hamile bir askerin şehit oluşu var…

Filmde kardeş kavgasının bir de görünmeyen diğer boyutu var. Doğup büyüdükleri bölgede yaşamak zorunda kalan bir topuluğun karşılaştığı ve emin olun ki hiçbirimizin yaşamayı bırakın düşünmek dahi istemeyeceği bir hayat standartı var. Belki de hiçbir standartı olmayan bu yaşayış biçimi için hayat demek son derece yanlış olur ancak yine de bir kavga var ve bu en gerçek kavganın adı da ekmek kavgası, insanca yaşayabilme kavgası, insan olduğunu farkedebilme kavgası!

Örneğin manevi boşluk (filmde buna parmak basılmamış ama benim fikri yapım bu sonuca ulaşmamı sağladı) sonucu bir hastalık olan transseksüelliğin doğurduğu kapanmaz yara var… Üstelik transseksüel olan gencin içine girmiş (ya da düşmüş) olduğu dünyanın acımasızlığına bir de cehaletin namlusundan çıkan kuruşunuda unutmak istemiyorum.

Bu filmde benim de yıllardır dillendirdiğim “devlet baba yanlışları” bir kere daha irdelenmiş…

Ders çıkarmak isteyen için kardeşçe yaşamanın çok güzel bir tarifi var…

Benden tavsiye gidin ve bu filmi tüm önyargılardan sıyrılıp izleyin…

Bakın orada gördüğünüz doğu hayatı kesinlikle abartılmamıştır hatta eksik tarafları bile var…

Biraz empati kurarak gidin filmi izleyin…

Mutlaka güneşi görün…