‘Off The Record’ kategorisi için Arşiv

Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı

Perşembe, 12 Kasım 2009

GÖNLÜ GENİŞ VE RUHU GEZGİNLERİN KIRK KURALI

-BİRİNCİ KURAL:

Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla…Yok eğer Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

- İkinci Kural:

Hak Yol’ unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil.

Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil.Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

- Üçüncü Kural:

Kuran dört seviyede okunabilir.

İlk seviye zahiri manadır.

Sonraki batıni mana.

Üçüncü batıninin batınisidir.

Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

 - Dördüncü Kural:

Kainattaki her zerrede Allah’ ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir.

Allah’ ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’ nu görüp ölen de yoktur. Kim O’ nu bulursa sonsuza dek O’ nda kalır.

 - Beşinci Kural:

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır.

Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını.

“Aman sakın kendini” diye tembihler.

Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ” Bırak kendini, ko gitsin! “

Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer.

Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

 - Altıncı Kural:

Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır.

Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.

Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.

 - Yedinci Kural:

Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’ i keşfedemezsin.

Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

- Sekizinci Kural:

Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma.

Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar.

Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var.

Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır.

Dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.

 - Dokuzuncu Kural:

Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir.

Sabır nedir?

Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.

Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder.

Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

 - Onuncu Kural:

Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün!

Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

 - Onbirinci Kural:

Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz.

Senden yepyeni taptaze bir “sen” zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

 - Onikinci Kural:

Aşk bir seferdir.

Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir.

Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

 - Onüçüncü Kural:

Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var.

Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir.

Tutup da ona hayran olmaya değil.

 - Ondördüncü Kural:

Hakk’ ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol.

Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.

“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme.

Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

 - Onbeşinci Kural:

Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür.

Tek tek herbirimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz.

Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.

Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

 - Onaltıncı Kural:

Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır.

Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir.

Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir.

Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.

 - Onyedinci Kural:

Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur.

Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır.

Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

 - Onsekizinci Kural:

Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir.

Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir.

Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir.

Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.

 - Ondokuzuncu Kural:

Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları.

Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir.

Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin.

Yakında gül yollayacak demektir.

 - Yirminci Kural:

 Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir.

Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

 - Yirmibirinci Kural:

Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık.

Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı.

Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

 - Yirmiikinci Kural:

Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur.

Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur.

Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

 - Yirmiüçüncü Kural:

Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.

Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için.

Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar.

Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.

Aşırılıktan uzak dur.

 - Yirmidördüncü Kural:

Mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi,

atttığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.

İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

 - Yirmibeşinci Kural:

Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.

İkisi de şu an burada mevcut.

Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında.

Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

 - Yirmialtıncı Kural:

Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes gözünmez iplerle birbirine bağlıdır.

Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma.

Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir.

Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

 - Yirmiyedinci Kural:

Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir.

Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır.

Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.

Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et.

Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak.

Senin gönlün değişirse dünya değişir.

 - Yirmisekizinci Kural:

Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret.

Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi.

Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.

 - Yirmidokuzuncu Kural:

Kader hayatmızın önceden çizilmiş olması demek değildir.

Bu sebepten “ne yapalım kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.

Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.

Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.

Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

 - Otuzuncu Kural:

Başkaları tarafından kınansan, ayıplansan, dedikodun yapılsa hatta iftiraya uğrasan bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etme. Kusur görme. Kusur ört.

 - Otuzbirinci Kural:

Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı.

Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir.

Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp…

Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız.

Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

 - Otuzikinci Kural:

Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin.

Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma.

Bilhassa putlardan uzak dur dost.

Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma!

İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

 - Otuzüçüncü Kural:

Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun.

İnsanın çömlekten farkı olmamalı.

Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

 - Otuzdördüncü Kural:

Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.

Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

 - Otuzbeşinci Kural:

Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.

Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla.

İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler kişi.

Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

 - Otuz atıncı Kural:

Hileden, desiseden endişe etme.

Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur.

Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sisitem karşılıklar esasına göre işler.

Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.

O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!

- Otuzyedinci Kural:

Tanrı kılı kırk yararak titizlilke çalışan bir saat ustasıdır.

O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur.

Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç.

Her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

 - Otuzsekizinci Kural:

“Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazırmıyım?” diye sormak için hiç bir zaman geç değil.

Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.

Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.

Her an her nefeste yenilenmeli.

Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

 - Otuzdokuzuncu Kural:

Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar.

Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır.

Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde…

Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.

 - Kırkıncı Kural:

Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.

Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma!

Ayrımlar ayrımları doğurur.

AŞK’ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.

Başlı başına bir dünyadır aşk.

Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.

Bana dönek demiş itin birisi!

Çarşamba, 26 Ağustos 2009

Son yazdığım “Dürzü” başlıklı yazıya çok sayıda eleştri geldi. Çeşitli platformlardan almış olduğum hakaret, küfür ve yorumlar sayesinde herkese teşekkür ederim…

“Dürzü” başlıklı yazımı Aşık Mahsuni’nin bir türküsü ile bitirmiştim… Kapak olması babından yine Aşık Mahsuni’nin sazından Hüseyin Uğurlu (ki kendileri Alevi vatandaşlarımızdandır) sesinden başka bir şarkıyı ses dosyası halinde sunuyorum…

bana dönek demiş itin birisi
açığım neymiş sor hele hele
eli çatlamamış ayı irisi
sen bizim köylerden geç hele hele…

köylüden yanadır toprak görmemiş
viskiden gayriye dudak sürmemiş
ömür boyu serçe bile vurmamış
beni vuracakmış bak ite hele hele…

bir yığın kitabı yığmış önüne
sinek konsa korkar tatlı canına
hipi yosmasını almış yanına
pehlivanlık taslar gör hele hele…

yiğittir ölüsü dağlarda kalan
maraş’ta kalan, sivas’ta kalan, anadolu’da kalan
yiğittir yiğidin öcünü alan
soytarıdan yiğit olur mu ulan
ordu yıkacakmış ker(eşek) hele hele…

bu herifin önü sonu ayandır
anlayana benim sözüm beyandır
senden korkan hayvan oğlu hayvandır
gel de mahzuni’yi vur hele hele…

Buyrun dinleyin de kulaklarınızın pası silinsin!

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

444 Aldatması sinemalarda!

Pazartesi, 11 Mayıs 2009

Yanlış anlamayın bu isim vizyona girmiş yahut girecek bir filmin ismi değil! Bu isim hayatımızda sahnelenen bütün “kazıklanma”ların dramatik yansımasının ismi.

Merak ettiniz mi? Anlatayım;

Bu konu daha önce başka bir yerde yazıldı mı bilmiyorum ama yıllardır cep telefonu kullanan biri olarak yeni öğrendim.

Efendim konu şu; Hemen herkesin bir şekilde aramak durumunda kaldığı bankaların “col center” ları var ya, hani şu 444 ile başlayan ve aradığımızda beklemekten sorunumuzu unutup beklememizi sorun olarak iletip ve tam kapattığımız anda gerçek sorunumuzu hatırladığımız tüketici dostu numaralar var ya… İşte bu numaraları ararken farkında olmadan kazıklanıyoruz.

Soru: Nasıl kazıklanıyoruz?

Cevap: 444 ‘lü numaralardan herhangi birini ararken başına herhangi bir alan kodu koymadan aradığınızda yani mesela Yapı Kredi bankasını aradığınızda 444 o 444 şeklinde aradığınızda özel servis numarasını aramış sayılır ve bankanın belirlemiş olduğu hizmet bedelini tıpış, tıpış ödüyorsunuz.

Daha da açığı şu; müşteri hizmetlerini aradığınızda başına 0212 (yahut bulunduğunuz ilin kodu) koymadığınız zaman farkında olmadan kendi kalenize gol atıyorsunuz! 

Örnekle anlatmak gerekirse:

Örneğin Turkcell’in Kamucell tarifesini kullanıyorsunuz. 1200 dakika her yöne konuşma hakkınız var. Siz de “madem 1200 dakikam var o zaman ben de bunun 200 dakikasını bankadaki güzel sesli kızla muhabbet ederek kullanırım” diye düşünmeyin sakın. Çünkü “kestirme olsun” diye başına kod koymadan 444′lü herhangi bir numarayı aradığınız zaman fatura dönemimde “hay kulağıma su kaçsaydı da o güzel sesi duymasaydım” demeniz kuvvetle muhtemel.

O zaman ne yapıyoruz? Aradığımız bütün müşteri hizmetleri numarasında mutlaka numaranın başına bir alan kodu koyuyoruz. İstanbul’da olmasanız da istanbul alan kodlarını kullanabilirsiniz ama sakın kullanmamazlık etmeyin.

Biz Türk milleti biraz tembel miyiz yosa kestirme yolları çok mu severiz bilmiyorum ama ekseriyetin dört tuşu fazladan tuşlamaya üşendiğini bilirim.  Bunu cin GSM operatörleri de bilir ancak olayın farkına varıp kendilerini aradığınız zaman sizleri bilgilendirirler…

Ben Turkcell ve Avea müşteri hizmetlerini arayıp bunu teyit ettirdim. Sizler de arayıp yaranızın farkına varabilirsiniz!

Bazen onlarca dakika beklemek zorunda kaldığınız bu col centerlar fatura döneminde “kol center” görevini görmekteler…

CoolKul

Kafa Kağıdı

Pazartesi, 13 Nisan 2009

Toprak kokar ellerim, yüreğim hasret çırpınışlarında, kavruktur tenim, etnik müzik dinler, anarşi(!) saçar etkinliklerim. Ben anadolu çocuğuyum tıpkı sizin gibi!

Ana dolu! Gözlerim yaş, ellerim taş, içim keder, dışım heder!

Ana dolu! Yüreğim kahır, yüreğim sabır, yüreğim pişmanlık dolu!

Ana dolu! Bağrım yalnızlık, kalbim kırgınlık, hayatım yılgınlık dolu!

Ana dolu! Ömrüme gazap, vicdanım azap!

Ana dolu! Gönlüm tıpkı zap!

Ana dolu! fırat dolu, dicle dolu, murat dolu!

Küçük bir yaşam alanı, aylardır evden uzakta olan bir babanın çocuğu, yoksulluğun dert olmayan ama eziklik olduğu coğrafya…

Yarı arsız, yarı hırsız düşlerin pençesinde sürüklenmişim… Dillerin kavgasına inat “cool” asiliğin prangasından kurtulmadan ama asiliğe inat ”kul” olmuşum…

Kah coşmuşum seller gibi kah esmişim yeller gibi. Bir hayatın klasikleşmiş türküsünü okumuşum. Kendimce konuşmuş hallice susmuşum…

“sesimi kısabilirsin ama beni asla susturamazsın” inancıyla harmanlaşmış, kah şairane uykulara uyumuş kah sefilane yanlışlara düşmüşüm…

Ben kulum!

KUL…

Kulluk nedir bilir misin? Bir sahibinin olduğunu bilmenin tarifsiz hafifliğidir…  Üstelik tasma takmayan bir sahip!

Kulluk; asiliktir, sarhoşluktur, günahkârlıktır, yalancılıktır, sahteciliktir!

Kulluk; şakirtlik, şahitlik, eğik baş, seccadede yaştır…

Kulluk; tembellik, yılgınlık bitkinliktir…

Kulluk; emek, çaba, fayda, kalp dokunuşudur…

Kulluk KUL olmaktır… KUL olmayana!

COOL

Cool-luk dillerin savaşına isyandır…

Cool-luk önce aynaya bakmaktır…

Cool-luk balık gibi rahat olmaktır

Cool-luk hırstan oltaya takılmaktır

Cool-luk kabullenmektir

Cool-luk susmamak, konuşmaktır…

İşte ben bunu bilir bunu yaşamam! Günahım ve sevabımla ben bana “ben” dedirtebilenin kuluyum…