Şuan gerek iş hayatım gerek eğitim hayatım ve gerek sosyal hayatımın yoğunluğundan dolayı blog yazılarıma bir süre ara veriyorum. Yazılım ve Veritabanı kursum bittikten sonra çok daha farklı bir konseptle karşınızda olmayı umuyorum…
Şuan gerek iş hayatım gerek eğitim hayatım ve gerek sosyal hayatımın yoğunluğundan dolayı blog yazılarıma bir süre ara veriyorum. Yazılım ve Veritabanı kursum bittikten sonra çok daha farklı bir konseptle karşınızda olmayı umuyorum…
Sevgili arkadaşlar günlük hayatımızın artık bir parçası haline gelen bankaların bazı uyanıklıklarını zaman buldukça sizlerle paylaşacağım.
Bildiğiz üzere birçok banka internet şubeleri üzerinden EFT (başka bankaya havale) ile normal diğer şubelerine havalelerden ya hiç ücret almıyor yahut çok düşük ücretler alıyor.
Ancak bankaların bu iyiliğinin (!) bu görünen tarafı. Bir de uyanıklık yapma tarafları var.
Şöyle ki; Birine bir EFT yolladığınız zaman karşıdaki kişi aynı gün gidip parasını çekmek istese onun karşısına belli bir masraf çıkarılıyor. Nedeni aynı gün içerisinde yapılan işlemin masraflı olduğu gösteriliyor.
Eee hani EFT ücretsizdi demeniz umurlarında bile değil başka türlü paranızı alamazsınız gibi bir hava estiriliyor.
Onlara kalırsa ya paranızı ertesi gün alacaksınız ve masreftan kurtulacaksınız (ki bu hiç önerilmez) veya masrafı kuzu, kuzu ödeyeceksiniz…
Ancak EFT ücreti ödememek için çok pratik bir yöntem var;
Uyanıklık: Örneğin size 100 lira gelmişse 95 lira çekeceksiniz yani paranın tamamını o an çekmeyeceksiniz. Tercihe göre ikinci kere işlem yaptırıp kalan 5 liranızı da ikinci işlemde çekeceksiniz.
Zira 100 lira EFT gelmişse ve siz 100 liranın tamamını tek dekont ile çekmek istemişseniz muhakkak karşınıza belli bir masraf çıkarılacaktır. Bu birçok bankada böyle tamamında böyle bir uygulama var mı bilmiyorum…
Unutmayın bu bilgiyi Bankacılar sizinle asla paylaşmaz…
CoolKuL
Bugün Cumhuriyetimiz 86 yaşında. Öncelikle bütün itirazlardan, burukluklardan, isyanlardan arınarak bu günü kutlamak isterim; Cumhuriyetimiz kutlu olsun.
Sonrasında bana kulak verirseniz kısaca içimde ukde olarak kalan birkaç söz söylemek isterim.
Bendeniz Cumhuriyet’i gerçek anlamda severim. Yetişmiş olduğum çevre ve halen fikri beyanatta bulunduğum çevre biraz daha muhafazakar. Ancak ben biliyorum ki Cumhuriyet bir din yahut uhrevi bir inanış alternatifi olarak değil dünyevi bir yönetim şeklidir.
Evet Cumhuriyetimizi askerler kurdu (zaten savaştan çıkan yaralı, yamalı bir topluluğa yeni bir devleti siviller kuracak değildi.) Evet Cumhuriyetimiz askeri rejim vesayetine sık, sık girdi. Evet Cumhuriyetimiz birkaç kez demokrasiden ayrılmış, demokrasiye hasret duymuştur. Ancak militarist rejim bir kısım askeri zevatta yer edinmiş görünüyor. Ne yazık ki bugünlerde ortaya çıkan-çıkarılan olaylar, Ergenekon ismi verilen soruşturma vb. olaylar Cumhuriyet’in “halk Cumhuriyeti” mi yoksa “muz Cumhuriyeti” mi olduğu konusunda kuşkulara yol açmıştır.
Cumhuriyetimiz bir devlet için çok genç; Henüz 86 yaşında. Cumhuriyetimiz artık “muasır medeniyetler” seviyesine ulaşmalı, zamana ayak uydurmalı,askeri vesayeti bir tarafa bırakın militarist izlerden tamamen arınmalı.
Evet biz her zaman ordumuzu başımızın tacı etmeye hazırız. Evet biz ordumuzu gerçekten çok severiz. Ordusuna “peygamber ocağı” diyen bir başka millet yok. Ordunun üst rütbe sahibi fertlerinin hatalarına dahi defalarca göz yuman bir topluluğuz.
Ama artık gerçekten yeter… İki gün önce Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi‘nin de yazmış olduğu gibi:
(TSK) “demokratik sistem”in gereklerine kendini artık uydurmalı ve “hesap sorulamazlık”tan, “hesap sorulabilirlik” zeminine geldiğini kabul etmelidir.
Komutanlar şunu kabul etmeliler ki, bu ulus kendi askerini her zaman baş tacı etmekten mutluluk duyar. Ama onun, askeri bağrına basmaya her an hazır olmasına rağmen, aynı sıcaklığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden gördüğünü söylemek mümkün değildir.
Kaynak: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12788400&yazarid=1&tarih=2009-10-27
İşte bendeniz gibi bir Cumhuriyetçinin günü bayram olarak değil sadece bir yıl dönümü gibi görmüş olmasının sebebi budur. Dileri Cumhuriyetimizi yürekten bir sevinçle kutlayabileceğim günleri görürüm.
Malum bizim başbakanımız zavallı ve masum İsrail Cumhurbaşkanı’na gayet fevri davranarak Davos’ta “one minute, one minute” diye bağırdığı günden beri dünyanın en temiz ve en kardeşliğe layık ülkesi İsrail (!) ile aramız pekiyi değil. Ve yine malum sırf kendi halkını korumak adına bu tatbikata çok ihtiyacı olduğunu bildiğimiz halde “Ya Allah’ta bize sema kapılarını kapatırsa” diye endişelenmeden İsrail savaş uçaklarına sema kapılarımızı kapattık ve bu düşmanı bol masum ülkeyi kanadı kırık ortada bıraktık. (!) Bu da yetmedi devlet televizyonumuz hiç üşenmeden kalkıp bu masum ülkenin kendini savunmasını “zalimlik” olarak niteleyen ”Ayrılık” adında bir dizi yayınladı.
Pes derler bu kadar da olmaz ayıptır! Ne yani Türkiye toprakları tehdit altında olsa devlet büyüklerimiz nasıl davranırdı? Dizide “soğukkanlı katiller” şeklinde nitelendirilen İsrail askerleri aslında birer kahraman değil midir? Tamam, Filistin tarafından aylardır hiçbir saldırı olmamış ancak İsrail kendini korumak adına birkaç bin Filistinli öldürmüşse bunun lafı mı olur? Hem şimdi saldırmıyor olsalar da yarın saldırmayacakları ne malum? Biz değil miyiz ki testi kırılmadan “kırdıktan sonra dövsem neye yarar” diyerek çocuğuna şaplak vuran Nasrettin Hoca’yı takdir eden? Eee samimiyetimiz bu kadar mı? Bu biricik devletin ileri görüşlülüğüne neden bu kadar kızıyoruz ki?
Arada çocuk, yaşlı ve kadınların ölmesi son derece doğal değil mi hem? Tamam hemen yüzüne vurmayın öldürülenlerin büyük kısmının çocuk ve kadın olduğunu. Ne yapsın bu garip daha önceki savaşlardan dolayı savaşacak pek asker kalmadı ki Filistin’de! Hem o çocuklar değil mi sapanlarla İsrail’in gıcır, gıcır tanklarına taş atıp onları çizen? Hem o çocukları da o kadınlar doğurmadı mı?
Tabi biz burada kendi ülkemizde rahatız. Daha önce bir “Hıttin” yaşamadık ki. Bol keseden rahat, rahat atıyoruz! Bu masum ve küçük halk zaten 6-7 milyoncuk kalmış ne isteriz bu gariplerden anlamam ki. Oysa UNESCO tarafından korumaya alınmalı ve nesli tükenenler listesine İsrail halkı da eklenmeli değil mi? Biz nesli tükenen bir hayvana bile özel saygı ve özen gösterenler neden bu halka aynı saygıyı göstermekten bu kadar uzağız? Hem bunlar İnsan hayvan da değil. Hayvan olsa anlardım ya da anlamaya çalışırdım.
Tiz bu dizi yayından kaldırıla, İsrail’in yaşlı ve bi-takat liderinden özür dilene, daha fazla terörist ve anarşist Filistinli çocuk yok edilsin diye bu ülkeye asker gönderile! Sapanları kırdırıla.
Dizinin Fragmanı:
CoolKul’un özel notu: İronik bir dil ile anlatmak istedim bu kez meramımı. Bir ülke düşünün ki yapmış olduğu zulümlere dünyanın kör bakması sağır kulak kabartmasına alışık olduğu için gerçekleri ekrana getiren bir diziye anında nota veriyor.
Hem işgal ettiği topraklarda edilmemiş eziyet yapılmadık zulüm bırakmayan bu ülke şimdilerde TRT’nin ayrılık dizisine topyekun savaş açmış durumda. Biliriz İsrail isimli baş belası terörist devlet savaşa alışıktır ancak bilmelidir ki Anadolu halkı ve tüm Türkiyelilerde savaşa son derece yatkın ve alışıktır.
İsrail bizi basiretsiz liderlerin elinde oyuncak olan Arap ülkeleri ile bir tuttuğu gün yanılmıştır ve bu yanılgısını sürdürmektedir. Biz toplum olarak İsrail devletinden hiç hazzetmeyiz bunu bilirler ama.
Bu yazıyı Antisemitizm kategorisinde değerlendirmemenizi rica ediyorum. Zira Antisemitizm ırkçılık gerektiren bir düşüncedir ve bendeniz ırkçılıktan zerre hazzetmem. Bırakın ırkçılığı milliyetçilik dahi bana son derece ters bir duruştur. Benim yazım samimi Yahudilere değil faşist ve zalimliğe dayalı bir politika izleyen İsrail devletinedir. Düşünün ki o devlet yapmış olduğu zulümleri en çok kendisi bildiği halde o zulümler deryasından belki bir katrenin dillendirilmesine dahi tahammül edememektedir.
Umarım TRT yönetimi gelen baskılardan dolayı yılmaz ve geri adım atmaz. Ancak geri adım atsa dahi safların belirginliği açısından oldukça önemli bir mesaj vermiştir. Bu açıdan kendilerine şükranlarımı sunuyorum
Şimdilerde bloggerlar arasında yeni bir çılgınlık boy göstermiş. Adı da “mimlendim” imiş. Tabii çalışkan bir blogger olmadığım için bundan yeni haberim oldu. Sağolsun arkadaşlarımdan ozleem beni de mimlemiş. Komünist yoldaşlar yanlış anlamasın yoldaşlıktan mimlenmedik. Yani şimdi beni ciddi anlamda mimlenmiş sayıp vurmak isteyen çıkabilir de…
Neyse çok fazla gevezelik yapmayayım. İşte mimlenme soruları ve cevaplarım: (oldukça açık yürekli olmaya özen gösterdim)
1- en çok sevdiğiniz 3 çiçek ismi nedir??
2-gerçekleşmesini istediğiniz 3 hayaliniz??
3-en sevdiğiniz ve sevmediğiniz 3 huyunuz ??
Beğenmediklerim;
Beğendiklerim;
4- gıcık olduğunuz 3 hareket??
bunlara gıcık olurum harbiden…
5- Bu benim bu güne kadar olan en kara günümdü,dünya başıma yıkıldı ve bir daha ayağa kalkamam diye düşündüğünüz olay??
terk edildim… bu kadar
fesa‘yı mimliyorum
Daha önce söylemiş miydim bilmiyorum ancak “iyi” sayılabilecek bir Galatasaray taraftarıyım. Öyle ki taraftarı bulunduğum Cimbomun sevgisi benim için çok farklı bir boyuttadır. Mantıklı ve düzeyli birliktelik de diyebiliriz
ancak bu birliktelikte kavga olsa da ayrılık diye bir seçenek asla yok. Fanatik olmasam da Galatasaray başarılarına çoğu zaman sabaha kadar çocuklar gibi sevinirim.
Galatasaray sevgimi burada aşikar ettikten sonra sözü bizim camianın evladı olan Arda’ya getirmek istiyorum. Kuşkusuz faal futbolcular içerisinde en değerli Türk oyuncu; Arda! Yeteneği ve akıl dolu vuruşları ile daha şimdiden birçok büyük kulübün gözdesi haline gelmiş durumda. Birkaç yıl daha böyle devam eder ve tekniğini biraz daha geliştirirse ben kendisini “ikinci Messi” olarak selamlamaktan gurur duyacağım. (daha fazla…)
Türkiye yıllardır kabuğunu kırmaya çalışan, kendini aşmaya çalışan bir ülke. Ya da şöyle betimleyelim; Türkiye yıllardır büyükçe bir akvaryumdaki okyanus balığı gibi. Ancak bu akvaryumun az ötesinde koca bir okyanus var ve o okyanusa ulaşmanın tek yolu akvaryumdan okyanusa atlayabilecek enerji ve güç!
Türkiye bu enerji ve gücü bulmadı yahut hissetmedi değil ama her seferinde bir şekilde birileri Türkiye’yi kendi ağına geçirmeye çalıştığı için bir şekilde gündem değiştirip ilk önce ağlardan kurtulma yollarını aramaktan okyanusu neredeyse unutur hale geldi. Kısacası Türkiye her şahlanış sürecini planlı, programlı bir hesaplaşmanın sonucuna kurban edip durdu.
Bunları yazmama sebep olan ise TRT’deki “Aynadaki Düşman” dizisinin 7. bölümünde izlediğim “Teşkilat Belgesli”. Belgesel son derece başarılı hazırlanmış ve doksan yaşına ramak kalan genç ülkemiz derin güçlerinin yakın tarihini, dokuz dakikaya sığan mükemmel bir anlatımla bizlere sunmuş. Olaylara kıyas imkanını, tarihi tekerrürlerin zamanlamasını anlamlandırmayı bizlere bırakan bu belgeseli aşağıda sizlere sunuyorum. (daha fazla…)
Tükiye demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti!
Türkiye Demokratik AMA özel durumları var!
Türkiye Demokratik AMA kırmızı çizgileri var!
Türkiye Demokratik AMA çekinceleri var!
Türkiye Demokratik AMA irtica tehlikesi var!
Türkiye Demokratik AMA göbeğini kaşıyanları var!
Türkiye Demokratik AMA bidon kafalılar var!
Türkiye Demokratik AMA çobanlarla mankenlerin oyu eşit!
Türkiye Laik AMA bizim kendimize göre bir laiklik anlayışımız var!
Türkiye Sosyal ama sınıf farkı olmalı şekerim!
Türkiye Sosyal ama zencileri a-sosyal!
Türkiye hukuk devleti AMA “hanımefendi yapınca kaza hizmetçi yapınca ceza!”
BÜTÜN BUNLARI ÇOK İŞİTMEDİK Mİ? BÜTÜN BUNLARI ÇOK DUYMADIK MI? YAHUT BÜTÜN BUNLARI HER ALANDA BİZE HİSSETİREN “DAHA EŞİT KESİM(!)” ÜLKENİN GELECEĞİNİ BİR KARABASAN GİBİ KARARTMADI MI?
O kadar çok çekincelerimiz ve amalarımız oldu ki… O kadar çok kendimize özel durumlarımız ve ülkemize has kırmızı çizgiler oldu ki…
AMA (gerçekten ama)
Sanal korku üreten korku mühendislerinin ürettiği hiçbir korku haklı çıkmadı… Bu ülkeye ne komünizm geldi ne de şeriat!
Bu ülkede dindar ve muhafazakar kesimlere atfedilen tüm eylemlerin önündeki karanlık perdeler açılınca görüldü ki hepsi yönlendirme eylemleri ve hepsi minareye kılıf…
Şimdi ise farklı eylem planları çıkıyor ortaya! Yapılan hizmetlerle halkın teveccühünü kazanan kesimler karalansın diye bu ülkenin en milli kuruluşundaki bazı kişilerin şahsi düşünceleri uğruna iftira ve karalama planları yapılabiliyor!
BUNUN ADI DEMOKRASİ OLAMAZ!
AMASI YOK ŞARTI ŞURTU ARTI ZURTU HİÇ YOK!
Yapabiliyorsanız yapın darbenizi ve Türkiye Cumhuriyeti ismini canınızın istediği şekilde diktatöryal bir isimle değişin ve bukalemunluk yapmayın
Ya da;
Üzerinizde asker üniforması ve apoletleriniz durdukça siyasetten elinizi çekin!
Bir taraftan “TSK içinde darbeciler barınamaz” derken diğer taraftan “İftira ve karalama planları” yapmayın!
Dosdoğru olun ki biz de bilelim sizler Türk Silahlı Kuvvetleri için mi çalışıyorsunuz yoksa Türk Komutanlar Kuvvetleri için mi!
TSK bizim kurumumuz ve sizlerin şahsi çıkarlarına alet olmayacak kadar yüce bir kurum…
TKK (Türk Komutanlar Kuvvetleri) ise bizim kurumumuz değil ve bizlerin asla sevebileceği bir kurum olamayacak!
BİZ “AMA”SIZ KAYITSIZ ŞARTSIZ GERÇEK DEMOKRASİ İSTİYORUZ!!
CoolKul
Malum 2009 şampiyonlar ligi finalisti ve Katalon’ların dev futbol kulübü Barcelona dünyanın dört bir yanından hayran ve taraftar kitlesine sahip. Barcelona (bundan sonra barça diye anılacak
) futbolu çok ciddiye alan bir kulüp olması yanısıra siyasal olarak da anlamı olan bir kulüp.
Şöyle ki en az Barça kadar kaliteli bir takım olan Real Madrid elitizmi ve faşizmi temsil ederken Barça itilmiş, hor görülmüş bir halkı temsil ediyor… Şu sıralar daha çok sosyalist bir havası olsa da ambleminde kızıl bir haç bulunuyor. Bu haçın kimliğine ulaşamadığım Aziz Jordi’ye ait olduğunu, ve Özerk Katalonya’da çok önemsendiğini de henüz öğrenmiş bulunuyorum.
İslam ülkelerindeki Barcelona formalarında haçın yerine düz çizgi koyulduğunu ve “duyarlılık” gösterildiğini de küçük bir araştırma ile anlamış öğrenmiş bulundum. Hatta bu davranışından dolayı Barça siyasetçilerden tepki bile görmüş!
Şimdi ben bütün bunları bir tarafa bırakarak Barça’lı yöneticilere seslenmek istiyorum;
Bakın sevgili arkadaşlar tamam dünyada çok sevilen bir ekip olabilirsiniz ancak bizim Türkiye olarak kırmızı çizgilerimiz var(!) hem o kırmızı çizgiler sizin bir diklemesine bir enlemesine çizip ambleminize yerleştirdiğiniz çizgilere de benzemez. Türkler’e kendinizi daha çok sevdirmek istiyorsanız işte bu yanda görmüş olduğunuz amblemi en azından Türkiye’de kullanabilir ben dahil bütün sempatizanlarınıza güzel bir pas verebilirsiniz. Bu yazıya başlarken “evet futbolun dini yoktur” demek isterdim ama siz daha baştan ambleminize haç koyarak benim canımı sıktınız… N’apim?
Buradan Barça başkanı sayın Laporta (bu ne biçim isim yav bunu da kaporta olarak değişirseniz daha sevimli olur) bei duyuyor musunuz?
Malzemeler:
Umarım dikkate alırsınız